Ağlayabilmeliyiz

 

Ağlayabilmeliyiz…

Kadın-erkek, genç-yaşlı hepimiz ağlayabilmeliyiz. Gözlerimiz ağlamaktan kan çanağına dönene, gözbebeklerimiz göz yaşlarımız arasında belirginleşip gözlerin karası, yeşili, mavisi, elâsı açığa çıkana kadar ağlayabilmeliyiz. Kırkta yılda bir olsa da ağlabilmeliyiz sevdiklerimiz için. Kıymetini bildiklerimiz, kıymetini sonradan anladıklarımız için; hatalarımızı anlayıp “aynı hatayı tekrarlamayacağım.” Diyebilmek adına; telefonun diğer ucundaki bir sevdiğimize “seni seviyorum.” diyebilmek için… Ve ağlayabilmeliyiz ilk ağladığımız günden beri gülelim diye etrafımızda pervane olan annelerimiz için; gecesini gündüzünü helâl rızık peşinde koşmakla geçiren,  uyku-dinlenme mefhumlarını çoğu kez bizim için yitiren ya da yitirmeyi göze alan babalarımız için. “Ağlayabilmeliyiz” yazısının devamını oku

Bir Şehidin Mirası

Aşıktık, seviyorduk… Sevdamız bir dönem doruklarına ulaşmıştı… Kara sevdalıydık… Nerde bir şehid görsek gözlerimiz dolar, imrenir, sevdamıza hasret çekerdik… En yakın dostlarımız şehadet aşıklarıydı… Günlerimiz, gecelerimiz şehadet söylemleriyle, vuslatı şehadet bilmekle geçerdi… Büyüyorduk bir yandan da… Yeni insanlar, yeni yüzler, yeni ortamlar, ve kahrolasıca yeni dünya düzenin getirdiği yeni cahili adetler, ilerleyiş adı altında gerilelemeler… Her birine karşı amansız bir mücadelemiz, zaferlerimiz ve kaybedişlerimiz oluyordu.  Öyle zamanlar oluyordu ki -ve hala olmaya devam ediyor- kaybedişler aşkımıza gölge düşürüyordu… Bazen aşkımızı unuttuğumuz, kendimize kahrettiğimiz oluyordu… Doruklarına sevdalı aşıklar olamasak da yenilgi yenilgi büyüyen bir zaferdi kaybedişlerimiz…

“Bir Şehidin Mirası” yazısının devamını oku