Kadim Kanun Üzerine


Yazar: Abdullah Yasir Can

“Das Alte Gesetz/The Ancient Law/Kadim Kanun” Weimar Sineması’nın klasiklerinden olan ve restorasyon prömiyeri 2018’de Berlinale’de yapılmış bir sessiz film.  Geçtiğimiz haftalarda “İstanbul Sessiz Sinema Günleri” kapsamında Kadıköy Sineması’nda oynatılan filmi Alman Sineması’nın usta ismi Ewald A. Dupond Almanya’da sessiz sinema tarihinin sonlarına tekabül eden 1923 yılında çekmiştir. Almanca, İngilizce ve Türkçe altyazılarla gösterilen film, piyanoda Donald Sosin ve kemanda Alicia Svigals’ın katkılarıyla daha canlı hale getirilmiş. Filmi günümüzdekilerden daha kıymetli yapan unsur ise 1923’te çekilmesinden dolayı eski dünyanın objelerini yansıtmasıdır. Köy, şehir, ulaşım araçları, saray, tiyatro salonu, kıyafetler vs. hepsi orjinal haliyle o dönemi yansıtıyor.

Film 19. yy’ın sonlarına doğru Doğu Avrupa’daki bir kasabada (Schtetl) Yahudi ailesine mensup olan Baruch’un oyuncu olmak için yaşadığı yerden ayrılıp Viyana’ya gitmesini ve oradaki yükselişini konu almaktadır. Baruch sıradan bir Yahudi ailesine mensup değildir. Babası Schtetl’in hahambaşıdır ve Yahudi geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Kasabaya gelen bir gezginden Viyana’daki Saray tiyatrosu hakkında dinlediği hikayelerden etkilenerek oyuncu olmaya karar verir ve babasına Viyana’ya gitmek istediğini söyler. Baruch’un önünde iki büyük engel vardır. Bunlardan birincisi babası, ikincisi ise sevdiği kız Ester’dir. Babası hahambaşı olmasından ve geleneklerine bağlı olmasından dolayı buna asla müsaade etmez. Hatta onu ikna etmek isteyen herkese aynı cevabı verir; “Yahudiler varlığını kırsal alanda geleneklerine bağlı yaşamalarına borçludur.” Şehir onlar için birer asimile olma hatta kaybolma yeridir. Baba Yahudiliğin yirminci yüzyıla kadarki pasif karakterini bilinçaltında taşımaktadır. Baruch’un oyuncu olma isteği babasının isteğinin önüne geçecektir ve aniden gitmeye karar verecektir. Gitmeden önce Ester’le yaptığı konuşmada bir gün geri geleceğini ve onunla evleneceğini söyler. Ester bu durumdan memnun olmasa da Baruch’un hayallerinin ona olan sevgisinden fazla olduğunu bildiği için karşı gelemeyecektir. Baruch bir sabah aniden Viyana’ya gider. Parasız, pulsuz ve kimsesiz olduğu için büyük zorluklar yaşar. Nihayet gezgin bir tiyatro grubuna ayak işlerini yapmak üzere girer. Beklediği oyunculuğu hemen kazanamaz, ona hizmetli muamelesi yapılır. Bir gün Kraliyet ailesine oynayacağı bir oyuna sıra gelir. Romeo ve Juliet oyununda Romeo rolünü alır. Güçlü bir performans sergilemesine rağmen oyunun en duygusal sahnesi olan son sahnesinde şapkasını çıkarmasıyla izleyenleri kahkahaya boğar. Çünkü Yahudi olduğunu belli eden lüleleri ortaya çıkmıştır. “Lüleli Romeo”, “Yahudi Romeo” diyerek insanlar onunla dalga geçmekle kalmayıp tiyatro hakkında bir seyirci; “Bütün rolleri bu çocuğa verin, zira en acıklı sahnede bile bütün izleyenleri güldürebilir.” demiştir. Baruch için bu çok kötü bir tecrübe olmanın yanısıra geçmişten getirdikleri onun karşısına ikinci kez çıkmıştır. Fakat bütün bunlara rağmen Baruch performansıyla memnun etmesi gereken belki de tek kişiyi memnun etmiştir; Prenses Theresia. Prenses, oyunculuğundan etkilendiği Baruch’u saraya davet eder ve onu Viyana Saray Tiyatrosu’na aldırır. Tiyatronun müdürü deneme oyununda onun oyunculuğundan etkilenmekle kalmaz, ağlamamak için oyunu yarıda kestirir ve saray tiyatrosuna kabul eder. Baruch bu uğurda geleneklerinden bir taviz daha verir ve aynanın karşısında kendisiyle yüzleştiği bir anda makası alıp lülelerini keser. Yeni hayatının ona sunduğu imkanlarını eski hayatından getirdikleriyle kaybetmek istemez. Baruch prenses sayesinde hayata tutunmuştur ancak oyunculuk onun gözünde o kadar önemli hale gelmiştir ki prensesin ona duyduğu aşktan habersizdir. Prenses bir gün ona en büyük arzusunu sorar. Aslında bu sorudan beklediği cevap kendisiyle bir ömür geçirmek istemesi şeklindedir. Ancak Baruch’un en büyük arzusu büyük bir rolde oynamaktır. Prenses, bu durumdan hoşnut olmasa da onu hoşnut etmek için bu rolü ona ayarlar. Hamlet rolünü oynayacak olan Baruch, sevinçten yerinde duramamaktadır. Fakat yine bir sorunla karşılaşır. Bu sefer tiyatronun gününün cumartesiye Yahudiler’in kutsal bayramı Yom Kipur’a denk gelmesidir. Tiyatronun müdürü ona eğer bu rolü oynamazsa bir daha tiyatro oynayamayacağını söylediğinde Baruch yine inançlarıyla çatışmaya girer. Baruch uzun uzun düşünse de cevabı bellidir ve hayatının hayali olan bu rolü oynayacaktır. Lülelerinden sonra Yom Kipur’dan da taviz vermesi onu hayalini kurduğu hayata bir adım daha yaklaştırır. Bu sevincini prensesle paylaşmaya gittiğinde prenses onun kadar mutlu değildir. Çünkü Baruch’un gelenekleri olduğu kadar prensesin de bağlı olduğu kraliyet gelenekleri vardır. Bir prensesin bir oyuncuyla birlikte olmasının yasak olmasıyla karşı karşıyadır. Baruch geleneklerinden ve ailesinden taviz vererek mutlu olduğu hayata adım atarken prenses Baruch için bu tavizi vermez. Çünkü Baruch ona elbet bir gün kavuşacağına inandığı Ester’den bahsetmiştir. Böylelikle Baruch her şeyini borçlu olduğu prensesi bir daha göremeyecektir.

Baruch eski hayatını unutmuşken kasabada onun dünyasını değiştiren gezgin bir gün onun yanına gelir. Baruch’a her şeyi geri hatırlatır. Schtetl’i, ailesini, Ester’i… O da babasının belki de onu affedeceğine inanarak Schtetl’e döner. Gördüğü manzara şudur; ilk günkü kızgınlığını hala taşıyan baba, perişan olmuş bir anne ve umudunu yitirmek üzere olan Ester… Babası tahmin edileceği üzere Baruch’u kabul etmez. Baruch da Ester’i yanına alarak Viyana’ya geri döner. Hayatının en büyük dönüm noktası olan oyununa hazırlanmaya başlar. Friedrich Schiller’in Don Carlos oyununda Don Carlos rolünü oynayacaktır Baruch. Bu rolde babasının reddettiği evladın gün gelip babasına yalvarmasını onu tekrar evladı olarak kabul etmesini istemesi gibi sahneleri canlandıracaktır. Baruch’u Schetetl’e getiren gezgin babasına oğlunun dünyasını tanımayı telkin eder ve ona Shakespeare’in oyunlarının toplandığı kitabı verir. Baba önce reddetse de bir gece gizlice kitabı baştan sona okur. Üzüntüden hasta olup yataklara düşen babayı gezgin Viyana’ya götürmeyi teklif eder, hatta ona orada iyileşeceğini söyler. Viyana’ya gelmeyi kabul eder baba. Gezgin onu Viyana’da oğlunun oynayacağı tiyatroya getirir. Orada oğlunu seyreden baba için de dönüm noktasıdır. Oğlu, oyunda baba rolünü oynayan kişiye yalvarmaya başlar kendisini affetmesi için. Babası ise o esnada baba rolünü oynayan kişinin suretinde kendisini görür ve sanki kendisine yalvardığı hissine kapılarak göz yaşlarıyla oğluna seslenir. Babayı apar apar topar salondan çıkarırlar. Oyun bittiğinde Baruch babasının yanına gider. Ölmeden babasıyla barışmış, ona sarılabilmiş olmanın mutluluğunu ve büyük işler başarmış olmanın gururunu üzerinde taşır. Romeo-Juliet, Hamlet ve Don Carlos oyunlarından her biri onun hayatında bir yer edinir.

Film modern dönemlerde daha yoğun şekilde yaşanan etkileşimler üzerine kuruludur. İnsanın; insanla, toplumla, geçmişiyle, inançlarıyla ya da herhangi birinin diğeriyle yaşadığı etkileşimleri yansıtır. Etkileşimler her zaman olumlu bir şekilde gelişmez. Olumlu bir şekilde gelişmediği için de çatışmaya dönüşür. Film de etkileşimleri ilk önce uyumlu devamında ise çatışan versiyonlarıyla sergilemiştir. Film boyunca birbiriyle çatışan unsurlar, sonunda birbiriyle uyum haline gelerek sona ermiştir.

Filmin sunumundaki gelenekler ve modern hayatın çatışması tabiri düşündürücüdür. Son birkaç yüzyılda gelenekler sadece modern hayat tarzlarıyla çatışmaz. Aynı zamanda gelenekler birbirleriyle de çatışır. Kraliyet ailesinin gelenekleriyle toplumun geleneklerinin, kırsal Yahudi hayatının gelenekleriyle şehirli hayatın geleneklerinin çatışması örnekleri bizi bu noktaya sürükler. Henüz daha modern hayatın asıl nüvelerinin insan hayatını esaret altına almadığı dönemlerde çatışmaları gelenek-modern dikotomosi üzerinden okumak doğru değildir. İçinde bulunduğumuz zaman diliminden hareketle düşünce dünyamızı şekillendirdiğimiz için yirmi birinci yüzyıldaki gelenek-modern dikotomisini yirminci yüzyılın başlarına da uyarlama eğilimini gösteririz. Oysa erken modern diyebileceğimiz on dokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başları günümüzde oluşmuş tahayyül ve bilinçaltından çok farklıdır. Böyle olduğu için aynı başlık altında kategorize edilmesi hatalıdır. On dokuzuncu yüzyılda farkında olmadan var olan geleneklerle diğer geleneklerin çatışması Batı içinde görülmekle birlikte günümüz dünyasında “Batı ve diğerleri” anlayışında da kendini göstermektedir. Bugün Batı’da gelenek haline gelebilmiş pek çok örnek Batı dışı toplumlarda henüz kabullenme süreçlerini yaşayabilmektedir. Bu da Batı’nın kendi iç sorunlarının, dünyaya hakim olmasıyla birlikte geri kalan dünyanın da sorunu haline geldiğinin göstergesidir. Peki filmi modern yapan unsur nedir? Film sanatla geleneklerin çatışmasını, insanın hayalleri ile ona dayatılanların çatışmasını yansıtırken tavizleri geleneklerden verir. Filmin modern yönü geleneklerle yapılan çatışmalarda kaybedenin gelenek olmasıdır. Çünkü tarih boyunca sanat; barbarlığın tezahürleriyle çatışmış fakat en çok modern dönemde galip gelmiştir. Modern dönem bu anlamda zamansal değil zihinsel bir kategori olarak karşımıza çıkar.

Film bir gencin hayalleri üzerinden geleneklerin, inançların, kanunların modern dönemde çatıştığı unsurları göstermekle beraber asıl sanatın insan ruhuna tesiriyle birlikte yaşanan değişimleri sinemanın çok erken tarihlerinde sergiler. Aşk, sanat, özgürlük, vefa vs. gibi temaların tamamı filmde çatışma üzerine kurgulanmıştır. Oyuncu bütün bu duyguları tek başına yaşamamış, her birinin diğeriyle çatışması üzerinden yaşamıştır. Esasen bu temalar hayatın kendisinde de çatışmalar üzerinden görünür ve insanın sahip olduğu en kıymetli duygular bu çatışmalardan geçip onları aşabilen duygulardır.

Filmde sanatın geleneklerle, inançlarla ve kanunlarla olan çatışmada kazanması filmin sonunda oyuncunun geldiği noktadan daha ötededir. Film sanatın bir türü olan tiyatro ile diğerlerinin çatışmasını bir başka sanatla yani sinema yoluyla aktarmaktadır. Asıl galibiyet kazananda değil bu çatışmayı dahi sanat yoluyla ifade etmededir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s