Fıkhın Kaynakları (Nass ve İçtihat)


kapak resim apaydınH. Yunus Apaydın, Fıkhın Kaynakları (Nass ve İçtihat), Ay Yayıncılık, Ankara 2017.

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hacı Yunus Apaydın, 30 yılı aşkın bir süredir akademide bulunan bir kişi olarak Türkiye’de İslam hukuku alanında söz sahibi hocalarımızdandır. Genel itibariyle ilahiyat alanına ilgi duyan okurlar, Gazâlî’nin (ö.505/1111) Mustasfâ adlı fıkıh usulü eserinin çevirisiyle Yunus Apaydın’ı tanırlar. Yakın zamana kadar, bazı makale, tebliğ ve ansiklopedi maddeleri dışında –bilebildiğim kadarıyla- telif bir eseri olmayan Apaydın, önce İslam Hukuk Usulü  (2016) adıyla bir eser neşretti, ardından Fıkhın Kaynakları (Nass ve İçtihat) (2017) adlı eseriyle bizi buluşturdu.

Her şeyden önce şunu belirtmekte fayda var ki Yunus Apaydın gibi alanında temayüz etmiş hocalarımızın telif eserlerinin yayımlanmış olması bile tek başına heyecan vericidir. Bu girişimlerin artmasını can u gönülden talep ediyoruz. Zira ilahiyat alanı için söyleyecek olursak yayımlanan kitaplar genellikle ya makale, tebliğ ve ansiklopedi maddelerinin bir araya getirilmiş hali oluyor ya da doçentlik başvurusu için alelacele hazırlanan metinler halinde karşımıza çıkıyor. Bir hocamızın tabiriyle “28 Şubat sürecinin ilahiyat alanındaki etkisi olarak doçentlikte eser şartı, her ne kadar ilahiyata mensup öğretim üyelerini ürün vermeye zorlayarak aslında hayra vesile olmuş” olsa da bu kitaplar, alanda ciddi manada tecrübe sahibi olan hocaların bütüncül yaklaşımlarını içermemek açısından halen bir boşluk bırakmaktadır. Bu boşluğun, özellikle ilahiyat alanında fevkalade hissedilir olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Binaen aleyh başta da söylediğim gibi Apaydın hocanın, telif eserlerinin salt yayımlanmış olması dahi çok önemlidir.

Gelelim yazımıza konu ettiğimiz Fıkhın Kaynakları adlı esere. Klasik adlandırma ile fıkıh usulü ilmini az çok bilenlerin zihninde şu soru meydana gelebilir: Apaydın hoca, neden yakın zaman aralığında İslam Hukuk Usulü ve Fıkhın Kaynakları adlı iki farklı eser neşretti? Çünkü terim anlamı ile “usul”, zaten kaynak anlamına gelmektedir ve dolayısıyla İslam Hukuk Usulü adı verilen bir eser zorunlu olarak fıkhın kaynaklarından bahsetmektedir. O halde soruyu başka bir ifadeyle tekrarlamakta fayda var: Neden konuları bakımından örtüşen iki farklı eserle karşı karşıyayız? Öncelikle iki kitap arasında basit bir mukayese yapan okur hemen fark edecektir ki Fıkhın Kaynakları adlı kitap kısaca Usul adlı kitabın bir alt kümesidir. Usul kitabında kaynaklara ek olarak şer‘î hükümler, istidlâl bahisleri gibi farklı konular da ele alınmasına rağmen Fıkhın Kaynakları’nda sadece kaynak konusu incelenmiş ve üstelik orijinal bir terkiple okuyucuya sunulmuştur. Bu kısa mukayeseyi biraz açalım.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi fıkıh usulü ilmine adını veren “usul” kavramı, terim olarak kaynak anlamına gelmekte ve bu ilim esas olarak fıkhı ortaya koyan/çıkaran kaynaklara odaklanmaktadır. Fıkhı ortaya koyan/çıkaran kaynaklardan kasıt ise geleneksel yaklaşımla ve kısaca söyleyecek olursak Kur’ân, Sünnet, İcmâ ve Kıyas’tır. Bu haliyle basit bir çerçeve içine aldığımız usul ilmi, kaynakların yanı sıra şer‘î hüküm, mükellef, kaynaklardan şer‘î hükmü elde etmek için bilinmesi gereken dil bahislerini de içermektedir. Böyle olunca epey geniş bir alanı kuşatan usul ilmini ihata etmek de pek kolay olmamaktadır. Bu işin zorluğunu tecrübe etmek açısından yazının girişinde işaret ettiğimiz Gazâlî’nin Mustasfâ adlı eserine bakmak yeterlidir. Mevcut baskısıyla bu kitap iki cilt halindedir ve ciltlerin her ikisi de epey kalındır. Günümüzde ilahiyat formasyonu almak isteyenler için hazırlanan fıkıh usulü kitapları genellikle tek cilt halinde ve konuların oldukça muhtasar şekilde incelendiği kitaplar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hal böyle olunca fıkıh usulü bilgileri, gerçek anlamda kavranılmadan, salt belli kalıplar halinde öğrenilmekte ve kavranılmadığı için de kısa sürede unutulmaktadır. Bu durumun en acı göstergelerinden biri, bu ilme adını veren usul kavramının “kaynak” şeklindeki terim anlamının dahi talebe tarafından tam olarak bilinememesidir. Vakıayı tasvir açısından söyleyecek olursak talebe, bir yığın usul bilgisi içinde kaybolmakta ve yol haritası olmadığı için hedefe ulaşamamaktadır. Bu problemin en iyi çözüm yolu, eğitim metodu olarak aslında pekiyi aşina olduğumuz düzey belirleme ve düzeye göre bilgiyi inşa etmedir. Dolayısıyla fıkıh usulü ilminin tedrisinde yapılması gereken şey, öncelikle bilinmesi lazım gelen esas konuya yani kaynak mefhumuna dair bir zihniyet inşa etmek, sonrasında bu kaynakların özü gereği ortaya çıkan diğer konulara temas etmektir. İşte Yunus Apaydın hocamızın Fıkhın Kaynakları (Nass ve İçtihat) adlı kitabıyla yaptığı şey tam da budur.

Fıkhın Kaynakları kitabı, doğrudan söyleyecek olursak fıkıh usulü ilmine giriş kitabı olarak okunmalıdır. Bu kitap usul ilminin en önemli meselesi olan kaynak konusuna hasredilmiş olduğundan terim anlamıyla fıkhın kaynakları hakkında tabiri caizse dört başı mamur bir fikir vermektedir. Üstelik yukarıda ifade ettiğimiz gibi bunu orijinal bir terkiple yapmaktadır. Orijinal terkip derken kastımız, meselenin nasıl sunulduğudur. Klasik ve modern fıkıh usulü kitaplarımızda fıkhın kaynaklarını Kur’ân, Sünnet, İcmâ ve Kıyas şeklinde (ki bu sıralamanın devamı olmasına rağmen şimdilik bu bizim için önemli olmadığından temas etmiyoruz) gören talebe buradan bir soyutlama yapamamaktadır. Her ne kadar hocalarımızdan bazıları ders takriri esnasında bu kaynakların nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili üst çerçeveler belirlese de “söz uçar, yazı kalır” misali bu belirleme kalıcı olmamaktadır. Bu nedenle Apaydın hocanın orijinal terkibi dediğim şey, bilinmeyen bir şeyin telaffuz edilmesi değil bunun kitap halinde formatlanarak sunulmasıdır. Yine doğrudan söyleyecek olursak bu formattaki en hayatî dokunuş, içtihadın kaynak olarak ele alınmasıdır. Yazarın da belirttiği gibi her ne kadar bu kaynaklık, yöntem mahiyetli olup, Kur’ân, Sünnet ve İcmâ olarak detaylandıracağımız nasslardan farklı olsa da sonuçta fıkhın konusu olan şer‘î hükme medar olması bakımından bunlar da kaynak özelliğini taşımaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminden beri bilindiği üzere hadiselerin tamamının fıkhî açıklaması nasslarda doğrudan yer almadığından hukukçular içtihat faaliyetinde bulunmuşlar ve detaylarını kitapta görebildiğimiz kıyas, istihsan ve istıslah gibi yollarla insanların problemlerini çözüme kavuşturmaya çalışmışlardır. Bu nedenle içtihat da hukukun bir kaynağıdır ve bu özelliğinin akıldan çıkarılmaması gerekmektedir.

Yunus Apaydın, bu kitabını nass ve içtihat olmak üzere temelde iki bölüme ayırmaktadır. Nass bölümünde Kur’ân, Sünnet ve İcmâ aslî kaynaklar olarak incelenmekte ve bunlara ek olarak ilintili bazı kaynaklar da ele alınmaktadır. Bunlar önceki şeriatlar, sahâbî sözü ve Medine ehlinin amelidir. İçtihat bölümünde ise içtihat kavramı hakkında uzun bir girişten sonra yöntem mahiyetli kaynaklar konu edilmektedir. Bunlar kıyas, istihsan, istıslah ve istıshâb’dır. Hacim olarak kısa sayılabilecek (yaklaşık 160 s.) ama değerinin pek büyük olduğunu düşündüğüm bu kitabın neden önemli olduğunu birkaç noktada toparlayarak yazıyı bitirmek istiyorum.

Birincisi, Fıkhın Kaynakları adlı kitap, fıkıh usulü ilminin en önemli kavramı olan “kaynak” kavramını görünür hale getirdiği ve hak ettiği değerde ele aldığı için okunmalıdır. Öyle ki “kaynak” mevzuunu halletmeyen talebenin, usul ilmindeki diğer konulara vakıf olması düşünülemeyeceğinden bu kitap usul ilmine giriş mahiyetinde değerlendirilebilir. İkinci husus, içtihat kavramının kaynak olarak ele alınıp, tabiri caizse felsefesinin yapılmasıdır. Çağdaş literatürde mevcut fıkıh usulü kitapları, aslında klasik literatürden etkilendiğini söyleyebileceğimiz şekilde içtihat konusunu fıkıh usulü ilminin ek konusu olarak genellikle kitabın sonunda ele almaktadır. Bu durum, içtihadın yeteri kadar anlaşılamaması sorununa neden olmaktadır. Oysa içtihat, fıkıh usulünün belki de beş anahtar kavramından birisidir. Şu takdirde 160 sayfalık kitabın yaklaşık 50 sayfasında içtihadın felsefesi yapılmış ise biz içtihada gereken önemin atfedildiğini söyleyebiliriz. Bu bakımdan Apaydın hocanın kitabı, sadece içtihat bölümü için bile okunmaya değerdir. Üçüncü husus, fıkıh usulü ilminin esas hedefinin bu kitapta tebellür etmesidir. Yazarın farklı vesilelerle dile getirdiği gibi fıkıh usulü ilminin temel gayesi, sanıldığının aksine istinbât yani şer‘î hükmü elde etmek değildir. Gaye, “Kur’ân ve Sünnet’in doğru ve tutarlı biçimde anlaşılması, daha doğrusu Hz. Peygamber’den ve sahabeden nakledilen sahih anlamın temellendirilmesini sağlayacak kuralların belirlenmesidir” (ss.104, 105). Dördüncü ve son bir özellik de fıkıh usulü ilminin kaynaklar hakkındaki tartışmalı meselelerinin en azından zihinde tasavvur edilmesini sağlayacak şekilde klasik kaynaklarına atıfla kitapta ele alınmasıdır. Bu özellik, klasik literatürümüzde yer yer 7-8 ciltlik hacimlerde yazılan fıkıh usulü kitaplarının doğru şekilde özetlendiğini göstermektedir.

Son olarak eğer bu yazı, Fıkhın Kaynakları (Nass ve İçtihat) adlı kitabı okumaya sizi ikna ettiyse ikinci adımda yine Apaydın hocanın İslam Hukuk Usulü adlı kitabını okuyabilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s