Bakî Kalan Bu Kubbede – Tanburi Necdet Yaşar’ın Ardından


 

Mukarrer imiş ezelde tanışmak bize.. Tanışmak da ne imiş sanki, tabiri caizse bir yastığa, yani gönül yastığına baş koymuşuz..

Bu yoldan gelme kardeşliğimizi, yaşamış olduğumuz bir hayat boyunca, icap eden musiki taassubumuz içinde; Itrîler, Zaharyalar, Dedeler ve benzerleri .. daha daha, hele hele o asil insan Cemil’in ve onun en büyük eseri olan “ Baba” diye hitap ettiğimiz Mesat Cemil’in yolundan ayrılmama ilkesini esas ittihaz ederek bugüne, yine Kaşıyarık Hüsamettin, Sami ve Osmanlarla tanbur ve neyin sedasını sevenlere tattırmayı ancak Hakk’ın bir lütfu olarak düşünmemiz daha da yerinde olur, zannederim.

Necdet’in tanburunda, Yorgo Bacanos’un lavta mızrabını, Tanburî Cemil’in ölmez nağmelerini, Baba Mesut’un mızrapsız olarak parmağıyla çıkan bir Oskiyam tarzını her zaman görebilirsiniz. Hatta dikkat edilirse Samilerin, Osmanların sedalarını bulabilirsiniz. Bizler asil olan yoldan ayrılmadık. Necdet’in zaten yapısı da buna müsait değildir. Biz bu yaşa onunla geçirmiş olduğumuz hatıraları gönüllerde kalacak olan en güzel günlere geldik.
* Neyzen Niyazi SAYIN (Gonca Tokuz’un hazırladığı Tanburî Necdet Yaşar isimli kitaba yazdığı önsözden.)

Tanburi Necdet Yaşar 1930 baharında Gazantep-Nizip’te Fevzi Bey ve Safiye Hanım’ın ikinci oğlu olarak dünyaya gelir. Adliyede dava vekili olan ve amatör olarak ud da çalan babası Fevzi Bey’in Klasik Türk Müziğine dair hatırı sayılır bir plak koleksiyonu vardır. Yıllar sonra tanbur ile tanıştığında, farkında olmadan kulağına yerleşen o icraların, kayıtların kendisini bugünlere hazırladığını düşünür. Henüz ilkokul birinci sınıfta iken, Nizip’te nadirattan sayılacak şekilde kar-tipi sebebiyle okullar tatil olur, ilçeye inen kurtlar görüldüğü için çocukların dışarı çıkarılmamaları için tellal çağırılır. Fevzi Bey çocuklarını evde tutabilmek için bir plak bulur ve borulu gramafonda çalar.
Aşık Veysel – Mecnunum Leylamı Gördüm (1934 tarihli taş plak kaydı):

Aşık Veysel’in “Mecnunum Leylamı Gördüm” kaydını dinlerken henüz 7 yaşında bağlama aşkı gönlüne düşen Necdet Yaşar, ortaokul eğitimi için Gaziantep’e gidene kadar bağlama ile tanışma imkanı bulamaz. Yatılı olarak Gaziantep’te geçirdiği ortaokul ve lise yıllarında bağlamada oldukça mesafe kaydeder. Yıllar sonra tanbur çalmaya başladıktan sonra aslında bağlamayı da farklı bir üslupla, tanbura ve Klasik Türk Müziğine hazırlık olacak şekilde çaldığını anlar. Üniversite eğitimine İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde devam eder. 1950 yılında, 2. Sınıfta iken, Beyazıd’da kaldığı yurdun hoparlörlerinden duyduğu ses üzerine teknik odaya koşar, kendinden üst dönem olan Nevzat Atlığ’ı radyoya eğilmiş dikkatle dinliyor halde bulur. Çalan sazın sesiyle mest olmuş bir halde “Ağabey bu nedir?” diye sorar Atlığ’a; “Bu tanburdur. Bu çalan Mesud Cemildir. Tanbur da böyle çalınır.” cevabını alır. Tanbur aşkı böyle başlar, öyle ki “bu aşkı bir hanıma duysam ya Mecnun olur çöllere düşerdim ya da Ferhat olur elimde bir gürzle dağları delerdim.” şeklinde ifade eder yıllar sonra. Tanburu dinlediği günün ertesinde Yenikapı’da, aynı zamanda Mesud Cemil Bey’in de liseden arkadaşı olan Ziya (Özgener) Usta’dan mütevazi bir tanbur alır. Ziya Usta ilk tanburunu vermekle kalmaz, Mesud Cemil Bey’in babası Tanburi Cemil Bey ve Tanburi Cemil Bey ile aynı kabre defnedilmeyi vasiyet edecek kadar kendisine meftun olan öğrencisi Kadı Fuat Efendi’den bahseder, bunları dinlemesini tavsiye eder.. Necdet Bey Kapalıçarşı’ya koşar, Cemil Bey’in Ferahnâk makamında tanbur taksimi plağını alır:

Tanburî Cemil Bey – Ferahnâk Tanbur Taksimi:

Bu ferahnâk taksimle başlayan Cemil Bey aşkı bir ömür devam eder. Çocukluğundan itibaren yıllarca evde dinlediği plakların farkında olmadan kazandırdığı kulak ve müziği duyma kabiliyeti, bağlama çalmanın getirdiği aşinalık ve gece–gündüz devam eden çalışmaları ile birlikte musiki cevheri ortaya çıkmaya başlar. Nevzat Bey kendisini koroya davet eder. İstanbul Radyosu’ndaki bir kayıt esnasında üst kattaki lojmanında misafirleri ile oturan Mesud Cemil Bey, Necdet Yaşar’ın taksimine dikkat kesilir. Alaaddin Yavaşça’nın, çalanın henüz bir üniversite öğrencisi olduğunu söylemesi ile hayreti artar ve “aşağıda bizim dilimizden konuşan biri var” diyerek bu tanburi ile tanışmak için radyoya iner. Mesud Cemil Bey’in vefatına kadar 10 yıl sürecek bir baba-oğul ilişkisi böylece 1953’te başlar. Mesud Cemil Bey kendisini Klasik Koro’ya alır. Neyzen Niyazi Sayın ile burada tanışır; Cemil sevgileri kısa zamanda onları kaynaştırır. Niyazi Sayın’ın Üsküdar’daki evinde sabahlara kadar Cemil Bey talim ederler yıllarca. Necdet Yaşar Bey, Tanburi Cemil Bey’in kayıp kabrini, Ziya Usta’nın yardımı ile bulur, hocası ve manevi babası Mesud Cemil’i de mesud eder. Niyazi Bey bir gün Tanburi Cemil Bey’in bir vakitler yaşadığı tarihi ahşap konağın önünden geçerken yıkım hazırlıklarını görür. Konağın kapısı, kapı tokmakları ile pencere pervazını kurtarmayı başarır. Kapıyı dostu Necdet Yaşar’a hediye eder, kapı tokmakları ile pervazı kendisi muhafaza eder.

İkili kısa sürede musiki camiasında temeyyüz eder, aranan simalar olurlar. Ney ve tanbur sazları, onların elinde ayrı bir ruha bürünür, saza hakimiyetleri, sazın imkanlarını genişletmeleri yanında “müşterek icraları” ile ney ve tanburun dilinden klasik musikimizin muhalled icralarını dillendirirler. Müşterek taksim ve saz eseri icralarından müteşekkil programlar bu iki usta ile sevilir, yaygınlaşır. Her bir taksimleri her bir icraları ayrı hususiyetler taşır. Hanendeler, solistler onların taksimleri, eşlikleri ile okumak isterler. Niyazi Bey ney ile 18 yaşında, Necdet Bey tanbur ile 20 yaşında tanışmalarına rağmen sazlarına duydukları aşk ve bitmek bilmeyen çalışma azimleri ile henüz gençlik yıllarında her ikisi de sazlarında birer virtüöz kabul edilirler.

Ünleri sınırları aşar, hatta yurt dışında kıymetleri daha çok anlaşılır. Pek çok konser, turne yanı sıra, Necdet Yaşar Bey 1973’te misafir sanatçı olarak Washington Üniversitesi’ne davet edilir. Belediye Konservatuarı kendisine hiç bir şekilde izin vermediği için istifa ederek gitmek zorunda kalır. Burada klasik musikimiz ve onun bir parçası olduğu kültürümüzü tanıtmak için gecesini gündüzüne katar; çok sevilir, 20. yüzyılın en büyük keman virtüözü kabul edilen Yehudi Menuhin kendisi ile tanışıp tanbur icrasını dinledikten sonra hayran kalır. O gün üniversitedeki bütün klasik müzik öğrencilerine verdiği konferansta Necdet Yaşar Bey’den Türk Müziği öğrenmelerini, dinlemelerini tavsiye eder. Seul, New York, Durham, Hong Kong gibi pek çok yerde müzik kongrelerinde ülkemizi temsil eder, Klasik Türk Müziğini tanıtır. 1980 yılında, bu kez kadim dostu Neyzen Niyazi Sayın ile ikinci defa misafir sanatçı olarak Washington Üniversitesi’ne gelir. Dersler ve seminerler yanında pek çok konser de verirler. İki ustanın 1980 yılında verdikleri “Toronto Konseri” onların miracları olarak kabul edilir. Kayıtlar günümüze kadar musiki meraklıları arasında elden ele dolaşır, bir ders kitabı gibi tekrar tekrar dinlenir.
Bu konserden kısa bir bölüm için, Sultanîyegâh Sazsemaisi / Nedim Ağa:

Necdet Yaşar Bey bir okul gibidir. Tanburi Cemil Bey – Kadı Fuat Efendi – Mesud Cemil silsilesinden devraldığı mirası çok daha zengin bir biçimde yeni kuşaklara aktarır, tıpkı Niyazi Sayın’ın Neyzen Aziz Dede – Neyzen Emin Dede – Halil Dikmen silsilesinden devraldığı tavrı Cemil Bey sevgisi ile yoğurması gibi. Tanbur sazının imkanlarını genişletir, solo icralarda da tercih edilen ve sevilen bir saz halini almasında büyük pay sahibi olmuştur. Hem akranlarını hem de kendisinden sonra gelen icracıları az ya da çok etkilemiştir. Günümüzde tanbur denilince akla gelen isimlerin pek çoğu ya doğrudan öğrencisidir, yahut onun icralarını kendilerine hoca edinmişlerdir. Necdet Bey emeklilik yıllarına kadar pek çok koro ve topluluk ile musikimize hizmete devam eder. “Sarı Kız” ismiyle şöhret bulan tanburu ile bizlere ölümsüz eserler bırakır.

Necdet Yaşar Bey, geçtiğimiz hafta, 24 Ekim 2017 tarihinde Hakk’a yürüdü. Bir güzel insan daha bu dünyadan göçtü. Üstad’a Allah’tan rahmet diliyoruz, bu dünyada mülaki olmak kısmet olmadı, inşallah ahirette o eşsiz gülümsemesi ile ağzını dolduran “Caanım benim” hitabına şahid olmak, kimbilir belki Sarı Kız ile taksimlerini dinlemek nasip olur. Üstadın anısına, onun sanatı yanında pek yavan kelimelerle kendisini anmaya çalıştık. Çok daha geniş bilgi için aşağıdaki yazılı, sesli ve görsel kaynaklara başvurabilir meraklıları.

“Baba, Oğul Cemiller ufkuma ışık tuttu,

Kubbede bir hoş seda bıraktıysam ne mutlu.”
     – Tanburi Necdet Yaşar –


Daha Fazlası için:

  • Tanburî Necdet Yaşar (Anılar – Dostlar), Haz. Gonca TOKUZ, Brainstorm, İstanbul – 2009
  • Tanbûrî Cemil’in Hayatı, Mesud Cemil, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul – 2002
  • Neyin Sırrı Hala Hasret, Beşir Ayvazoğlu, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul – 2002
  • Tanburi Cemil Bey – Sempozyum Bildirileri – , Küre Yayınları, İstanbul – 2017

Görsel Kaynaklar ve Çeşitli Albüm Kayıtları:

  • Necdet Yaşar “Geleneğimizin Dünyaya Açılan Sazı” (Belgesel Film) :
  • Mûsikîde Teselli Arayan Yalnız Adam:” Tanbûrî Cemîl Bey ” – BELGESEL :
  • Çeşitli TV Programları:
  • TRT Nağme Gönül Ustalarımız Programı Necdet Yaşar Röportajı :
  • Kalan Müzik – NECDET YAŞAR – ARŞİV SERİSİ 1 :
  • Kalan Müzik – NECDET YAŞAR – ARŞİV SERİSİ 2 :
  • Kalan Müzik – NİYAZİ SAYIN & NECDET YAŞAR – TÜRK MÜZİĞİ USTALARI (DISC 1) :
  • Kalan Müzik – NİYAZİ SAYIN & NECDET YAŞAR – TÜRK MÜZİĞİ USTALARI (DISC 1) :
  • Kalan Müzik – Tanburi Cemil Bey Külliyatı’ndan Örnek Kayıtlar:
  • Kalan Müzik – Mesud Cemil Bey Arşiv Kayıtları: https://www.youtube.com/playlist?list=PLOP8MwvFE7nNFD-mmmGIO0CSxQDLfdV7L

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar

Bakî Kalan Bu Kubbede – Tanburi Necdet Yaşar’ın Ardından” üzerine 2 yorum

  1. Böyle bir hazine ile bizi buluşturduğun için teşekkür ederiz.
    Türk müziğinin derinliği hakkında gördüğüm şeyler her defasında daha fazla mest ediyor beni.
    keşke yeteneğimiz de olsaydı.
    bunun için sanırım küçükken o taraklarda bezi olması gerekiyor insanın.

    1. Mest olmana sevindim, inşallah bir merak uyandırabilmiştir yazı. Yetenek konusuna gelirsek, hiç bir zaman geç değil diyebilirim. Kırkından sonra klasik müziğimiz ile ilgilenmeye başlayıp ney de ciddi mesafe kat eden “Angaralı” bir abimiz vardı mesela, ruhu şad olsun. Hem tanbur de esaslı sazdır bence sen yine bir dene.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s