Biz modernler, olayları, olanları ve fikirleri kendimizden soyutlayarak yorumlamayı çok severiz. Bize göre, ne olsa, bizim dışımızda olur ve biz onu ‘objektif’ bir şekilde, ‘dışarıdan’ gözlemleyebilir, yorumlayabilir ve açıklayabiliriz. Yani biz, bir sorunu ortaya koyarken de, ona çözüm sunarken de kendimizi olanlardan bağımsız tutmayı ilke ediniriz. Olan-biteni dışarıdan daha net görebileceğimize inanırız.
Düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar bizi. Seninle aynı dili konuştuk, aynı kelimeleri kullanmasak da. Seninle birlikte büyüdük, birlikte yaşlanmasak da. Seninle gözgöze geldik, gördüğümüz şey aynıydı ama. Seninle kahrettik, seninle sevindik, seninle unuttuk ve hatırladık.
Hangimiz ister bunu? Ölüm tarihimizi bilsek hayatımız zehir olurdu, çünkü herşeyi, öleceğimizi unutmak için tasarlıyoruz aslında. Bir tür avunma diyebiliriz buna. Ameliyata girmeden önce izlenen tv dizisi gibi yani. Endişemiz hafifliyor mu? Hayır, aksine, tüm yaptıklarımız, bizim için değerli olan herşey, bizi biraz daha ölümden endişe eder hale getiriyor. Kaybetme korkumuz hep büyüyor.
Tarihe yada başka bir coğrafyaya gitmeye gerek yok, en acımasız sömürgecilik, bilgisi olanın bilmeyeni ezmesidir. Peki bilen sussun mu, bildiği halde konuşmasın mı? Konuşsun elbette; ama yaralamadan, kendini otorite yerine koymadan, karşısındakini sömürmeden. Bunu yapabilmek için de, neyin nerede ve kime söylendiği, kelimelerin nasıl ve ne amaçla sarf edildiği son derecede önemlidir. Bizim aklımızın ucundan … Continue reading
Her teori, her uygulama, her bakış acısı, her yorum insan ile sınırlıdır ve ne kadar fazla da olsa belli bir sayıda insan için geçerlidir. çünkü kimse zamanı, mekanı aşan, tüm insanlığa hitap eden bir görüşe sahip olamaz. Bir dinin yorumları dahi insan ürünüdür ve tüm insanlığa hitap etmekten uzaktırlar, bu din hak din bile olsa. … Continue reading
Neden bu haldeyiz sorusuna en aptalımız bile ‘hangi haldeyiz?’ diye karşılık vermez. Halimiz ortada, elimiz kolumuz bağlı. Neden bu haldeyiz sorusu aslında kendi içinde cevabını da saklıyor: çaresiziz. Çareyi bilmemek en büyük çaresizliğimiz. Çareyi neden bilmediğimizi sorarsak, esas sorumuzu sormuş oluruz herhalde. Çare, bilinmediği sürece çare değildir çünkü. Biz cevabını bilmediğimiz sorularla birden karşılaşmadık, önce … Continue reading
Tarihten bir şahıs seçilir, hatalarından arındırılır, meziyetleri abartılır, şahsiyeti büyütülür, yaptıklarının eşsizliğine vurgu yapılır. Nasıl oluyorsa, tüm büyükler tarihtedir, burada değil; ve neredeyse geçmişte yaşamış herkes mükemmeldir. Bugünün insanıyla kıyaslanamayacak kadar üstün vasıflı ve olabildiğince ulaşılmazdır onlar. Ve hep mükemmel insanlar vardır tarihte, kusurlular değil. Dindar biri tarihe bu anlamda baktığında alimlere toz kondurmaz, yahut … Continue reading
Evet, bir tartışmanın her iki tarafı da kendinde hata olabileceğini sözde kabul eder kimi zaman. Ama lütfen taraflara hatalarının ne olduğunu sorunuz; eğer bir cevapları yoksa, ya henüz sağlıklı düşünemiyorlardır, yahut kendilerini (çoğunlukla) hatasız görüyorlardır. Bir düşünelim bakalım, bir olumsuzlukla karşılaştığımızda, bir tatsız olaya şahit olduğumuzda, bir tartışmaya girdiğimizde kendimizi ne kadar sorguluyoruz? Başkalarını yargıladığımızın ne kadarı … Continue reading
Bu kadar dinlediğin, öğrendiğin yeter. Artık sıra sende. Sen de biliyorsun, belki pek çok kimseden daha iyi biliyorsun, onların düştüğü hatalara düşmezsin; uyanıksın. Herşey hakkında bilgin, herşeye dair bir yorumun, ve daima söyleyecek çok önemli şeylerin var. Değil mi ya sen de bir insansın ve sen de düşünüyorsun, elbette aklın yetiyorsa söyleyeceksin. Aklının ermediği ne … Continue reading
Ben başlangıçta kendinden habersiz bir muammaydım, sonra kendimi fark ettim, hemen ardından da düşmanımı. Bir düşmanım var, ona mahkûmum. O hep yanı başımda, ondan habersiz nefes alamıyorum. Her an beni gözleyen, her yaptığımı lehine kullanabilecek denli uyanık bir düşman bu. Onu içimde taşıyorum. İçimdeki düşmanla nasıl savaşacağım? Beni benden iyi bilen bir düşmanı yenmek için, … Continue reading