Kalbe çökmüş, çöreklenmiş ağırlığından hiçbir şeyini kıpırdatmaya izin vermeyen yanık keman sesli bir hüzün. Hüzün ki! en zorunda ve gözyaşlarını tutmanın en zorluğunda. Hüzün ki! içinden gelse de akıtamadığın dışına. Hüzün ki! Sıkıyor dişlerini bir ölünün son vuruşunda; öylece kalakalıyor sonsuza… Son hafta, son gün, son saat, son saniyeler… ne kadar çok bitmez tükenmez sonlar…. … Continue reading
Bir, “bir” varmış Bir’den bir katre Alması gereken bir yol varmış, elif uzunluğunda Varması gereken bir “vav” varmış secde kıvamında, Yol uzunmuş elif kadar lakin boyun bükmek lazımmış, Misafir edasında. Dikenler, pıtırcıklar, çalılar çokmuş bu yolda, Engeli çetinmiş zira bir elif takıldı mı düşüverirmiş hemen Diklenerek yürünemezmiş öyle, eğilmek lazımmış mesela Engelleri görüp aşabilmek için, … Continue reading
Bazı şeyler vardır ki ifade edildikçe anlam kazanır. Bazı şeyler de vardır ki ifade etmek, ifade etmeye kalkışmak/çalışmak onlara tam tersi değerini kaybettirir. Bir değeri ifadelerinle kaybettiğinde ise ifadelerinle tekrar geri alamazsın. Daha da, daha da o değeri hiçleştirirsin. İfadeler anlamlarla yüklüdürler. Doğru anlamla yüklendiğinde doğru anlaşılabilirler (yine de muhatabının anladığı kadarıyla tabi ki). İfade … Continue reading
Anneme “anne ben çıkıyorum” dedim. Tabi annem her zamanki gibi bu cümlemin üzerine verdiği tepkisini verdi, “nereye”. Annem her defasında gittiğim yeri çok iyi bildiği halde bana bu soruyu sorardı. Her defasında gülümsememe neden olan annemin bu tepkisi her ne kadar gereksiz olsa da beni mutlu ederdi. Çünkü annemin bu tepkisi kızını umursayıp önemsediğini gösteren … Continue reading
Bir sükûtla başlar her şey öncesi yokluk olmayan kalabalıklarda. Yüce dağları ben yarattım edasıyla kapılıp gidilir hayata. Bir tek “ben” görülür, “ben” bilinir, “seni seviyorum” cümlelerinin içinde bile gizli özne olarak “ben” sevilir aslında. Aşkı en çok anlatan(!) şarkılarda bile en çok “ene” denilir. Seni “ben” seviyorum, sana “ben” aşığım vs. hâlbuki vurgular daha çok … Continue reading
Yazar: İlknur Yavaşçı Sessizliğin, sessiz kalmanın en güzel ifadesi belki de sükût. Sadece sessizlik, sadece sessiz olmak/kalmak da değil. Sadece hareket etmemek, durup düşünmek de değil. Belki insanın içini, kendini dinlemesi sükût. Belki hayatı, evreni, kâinatı dinlemesi… Bu yüzdendir ki sükûta âşık olmamak na-mümkün. Sükut… zamanı kendinde durduran durak… küçücük bir gönle sığan alem… bahar çiçeklerinin … Continue reading
Yazar: İlknur Yavaşçı Ruhum bir terk etse beni içimdeki müzikle, Kara bir sonsuzlukta. Bedenimin tam merkezinde çatırdayan alevli kıvılcımlar, Yaksa da delik deşik etse tenimi yenilmiş ekin yaprağı gibi, “Cos “ etse tenim kor bir maşanın derimi delmişliğinin acısıyla içim cız da etse derinden inceye gene de acımak hakkım değildir bu mabette tenime.
Yazar: İlknur Yavaşçı ~Alev üflenen nefesle birden sönüvermiş, Ne küller kalmış ortada, ne alev, ne de nefes sonra, Bir ruzigar gibi esen hiçlik hepsini süpürüvermiş Ne sonbahar sarısı yaprak gibi yıpranan ve oradan oraya savrulan ömür Ne de ömrünü tüketenle, ömrü tüketilenler kalmış Çok güvendiğim ben’le çok güvenilen sen’ Ve çok güvendiğimiz biz; ne olduğumuzun çok … Continue reading
Yazar: İlknur Yavaşçı Tarifler ne zordur değil mi? Bir şeyleri tarif etmek, tanımlamak ne zordur bir kez yapmaya kalkıştığınızda. Hele ki tarif etmeye, tanımlamaya en azından açıklamaya ve anlatmaya çalıştığınız şey bir ilahiliğe bir kutsallığa, bir görünmezliğe dayanıyorsa eğer. Bu yüzden ”tarifi mümkün olmamak” deriz. Bu yüzdendir ki “kelimeler kifayetsiz kalıyor” deriz. İnsan doğası gereği bilmek(merak) … Continue reading
Yazar: İlknur Yavaşcı Bir gün öylesine ki göz kapandı ruh dinlenilesi için. Göz kapanır kapanmaz insan kocaman bir dünyada buldu kendini. Sonsuz kocamanlık, sonsuz huzur, sonsuz sükûnet ve aynı zamanda sonsuz karanlık; grimsi bir karanlık, sisli. Madde yok oldu manalar kaldı lakin maddenin tesirlerinden de kurtulunabilmiş değildi. Ama sessizlik vardı ya ve eşliğinde yalnızlık; hiç … Continue reading