Sen… Seni… Sana… Sende… Senden… İnsanın halleri bunlar olsa gerek…
Hep “Allah razı olsun” diyoruz. O kadar çok kullanıyoruz ki çoğu defa ne dediğimizi bile düşünmeden, sırf bir hayır duası olsun diye… “Allah razı olsun”… Tamam, Allah razı olsun da biz niye hiç O’ndan razı olmayı düşünmüyoruz? Niye hep razı olacak sadece O’ymuş gibi hareket ediyoruz? Hâlbuki bu karşılıklı değil mi? “Allah onlardan razı, onlar … Continue reading
Hayata kendi penceremizden bakıyoruz. Her şey, şu bir çift gözden nasıl görünüyorsa öyle. Başkasının gözleriyle hayata bakmayı ne kadar istersek isteyelim, bu esasında imkansız bir şey. Biz, yani insanlar, kendilerine ait pencerenin ardından hayata bakmaya mecbur varlıklarız. Başka gözlerle hayata bakmayı tasavvur ettiğimiz anlarda dahi kendi penceremiz ardından gördüğümüz gözlerle hayata bakmayı deniyoruz. Neticede hep … Continue reading
Bizi bir sonraki ana taşımaya yetecek kadar kudretimiz dahi yok, o kadar aciziz. Kudretimizi fiil haline getirebileceğimiz tek bir anımız var aslında, o da bizim çalışıp çabaladığımız, adeta tırnaklarımızla elde ettiğimiz bir şey değil. Altı üstü bize verilen bir şey. Verici olan bir şey var. O veriyor, biz alıyoruz. Biz işin esasında hep alıcıyız. Böylesine … Continue reading
İmâm Şâfi’î diyor ki: “İnsan, bilmediği bir konuda konuşup da hata ettiğinde mazur sayılamaz” Çünkü insanın bilmediği konuda konuşması bizatihi hatadır, nasıl onun aracılık ettiği hata mazur sayılabilir. Hata etmek, çoğu zaman affedilesi bir şeydir, ama bunun gibi göz göre göre hata etmek o kadar da basit bir şey değil. Haddi (sınırı) bilmek lazım… “Kaza … Continue reading
Hz. Muhammed (s.a.s.) için çok sık kullanılan bir tabir vardır: rahmet peygamberi. İlk bakışta bu tabir, bizzat Hz. Muhammed’in merhametli oluşuna delâlet ediyor gibi görünür. Zira onun rahmeti, bize gelen rivayetlerin sunduğu tevatür derecesindeki bilgi ile sabittir. Hatta Kuran’da Allah Teâlâ dışında sadece onun “ra’ûf” ve “rahîm” vasıflarıyla anılması dikkate şayandır. Ancak onun rahmet ile … Continue reading
“İrâde” olmadan “kavl” olmuyorsa “Kavl” olmadan “emr” olmuyorsa “Emr” olmadan “kun” olmuyorsa “Kun” olmadan “yekûn” olmuyorsa
Japonya’daki tsunami felaketinden geriye çok şey kaldı. Bize kalan en büyük şey de oradan çıkardığımız dersler oldu herhalde. Zira musibetlerden geriye hep dersler kalır, nasihatlerin ortaya çıkaramadığı dersler. Tsunami hadisesindeki hikayelerden biri şöyle: yaşlı bir çift, depremin hemen ardından gelen tsunami uyarısıyla evlerinden apar topar çıkarlar. Neden sonra birkaç eşya daha alalım deyip geri dönerler … Continue reading
Sadece doğa… dolayımsız ve aracısız… katışıksız ses… yabani ve rahatsız edici değil, usul usul yaklaşan bir şekilde… kulağı okşayan sesler… bir şeyler fısıldayan kuşlar, ağaçlar, çalılar ve arılar… Sadece sükun… hareket yok… var ama aslında yok… durmuş gibi hareket eden şeyler… o kadar duruyorlar ki hareket ettiklerinde hemen anlaşılıyorlar; o kadar hareket ediyorlar ki durduklarında … Continue reading
Çağdaş İslâm düşüncesinin Türkiye’deki kaynaklarından biri hiç şüphesiz ilahiyat fakülteleridir. İlahiyat fakültelerinin kuruluşundan bugüne değin tarihine baktığımızda, İslâm düşünce tarihine olumlu manada katkılarından bahsetmek mümkün olsa da; henüz o tarihe layık bir yapı oluşturduğunu söylemek zor görünüyor. Bu yapının oluşturulamamasında başta Arapça’nın öğretilememesi gibi birçok etken sayılabilir. Bununla birlikte hatırı sayılır eksiklerden biri olarak usûlsüzlüğümüz … Continue reading