Arşiv Abdullah Başaran

Külliye’de Bir Akşam

Güneş batarken Kur’an sesleri dağılıyordu semaya yakupağa’dan. Rahmet damlaları damlıyordu avluya. Furkan bitti, el-fatiha…

Oturduğum bank var bir elli yıllık. Ayaklarımın altında küçük bir şehir. Karşımda saat kulesi. Selamun aleyküm. Yanıma yetmişlerinde bir amca oturuyor. Aleyküm selam. Hoş ki, rüzgâr esintisi eşliğinde bir sessizlik. Amcam dertli. Başlıyor anlatmaya. İsmini pek de anlamadığım bir yerden göçmüş buralara. Oğullarının yanına. Karısı ölünce. Diyor köy hayatı zordu be oğul tek başına, ben de göçtüm oğullarımın yanına. Biri okudu bitirdi okulu, aldı memuriyetini diyor. Amcam dertli. Üniversite okumak da yetmiyor, bir yerden tanıdık lazım diyor. Üzülüyorum üzüntüsüne.

Akşamın soğuğu yavaş yavaş çöküyor yakupağa’ya. Açık kollarım dikenleniyor. Ürperiyorum ecdad mezarları yanında. Hah çaylar da geldi. Bir of çekiyor amcam sonra götürüyor incebelliyi ağzına. İçi ısınmış olacak ki yüzüne bir tebessüm geliyor. Diyor evlad sen ne yaparsın. Okurum amcam. Hafız mısın. Yok amcam. Başım öne eğiliyor. En azından amcayı mutlu edemedik, kendimi zaten geçtim.

Allahu ekber Allahu ekber. Ya Rabbim, sen en büyüksün…

Güneş ışıkları şehri terkederken avludaki cemaat yavaş yavaş giriyor içeri. Son yudumu da döküveriyorum içime. Hadi amcam gidelim, Allah huzuruna bekliyor.

Kastamonu

Yorum bırakın »

Vuslat

Boğaz’a karşı bekliyorum
Ey vuslat bit artık!

Güneş batarken elime aldığım kalem,
dökülen yaşlarla ıslak.
Bir esintinin bıraktığı matem,
kaybolan eylemimi hatırlatıyor: yaşamak.

Dalgaların ayaklarıma çarpmasıyla irkiliyorum.
Soğuk düşlerimin sıcacık meleği,
sanki yukarıdan bakıyor bir tebessümle.
Akşam oluyor.
Ve o tebessüm bir anda kayıyor semadan.
Gömülüyorum boğaza.

Nerede kaldın ey intihar gözleri!

Yorumlar (1) »

Nisan

Bu ayın hâline inat, düştü gönlümden bir yaprak daha

Belki de sonuncusuydu bu

Sayamadığım dökülen umutlarımın

Hergün akıttığım yaşların sonuncusuydu belki de

Bir damla daha kalmayan gözyaşlarımın.

Verdiğim kalbime karşılık verdiğin cevaptandı gökyüzünün kızıllaşması

Kan ağlıyordu gecelerim

Gün doğmadan doğan düşüncelerim

Teslim etti beni sana

Gözlerine hapsoldu gözlerim

Ve ellerim mahkum oldu seni yazmaya,

seni anlatmaya

Soğuk bakışlar altında son yaprak da düştü

Nisan bitti.

Şiir bitti.

Ben de bittim.

Yorum bırakın »

Serap

İnsan işte… Hayatındaki ‘imkânsız’a ulaşmak için yaşayan tür.

O’na ulaşamayacağını bilerek hayal eden.

* * *

Hayalinde oluşturduğun ‘imkânsız’ı görebilmek…

Benimki sadece bundan ibaretti.

Yorumlar (1) »

Gözüme Gözün Kaçtı

İşte yine oldu.
Ve yine yaşaran bir göz.
Sadece senin o masumca bakan gözlerin için.
Sadece tek bir tebessümün için.
Sadece senin için.
Sadece.

Yorumlar (2) »

Girye-î Mâtem

Şevketinin karşısında lâl olmuş dilim
Acziyetimin azameti anlatır sana her şeyi
Nâr-ı aşkının karşısında naçizâne bir beden
Bekler senden bir tebessüm gelecek diye

Ulvi bir makamdır sana dilber diyebilmek
Hem gönlümü alansın hem de güzel olan
Gecenin karanlığında nur-u beyzam
Gündüzümün aydınlığında girye-i mâtemimsin

Leyâl-i memdûd yaktı kor eyledi şu kalbimi
Doğ artık gecelerime ey nâzende güzel
Sen değil misin ki Mevlânâ torunu
Ne olursan ol gel dedin kül olup geldim kabul eyle beni

En nihaytinde duyacaksın bunları
Ve diyeceksin ben miyim bu dilber diye
Ve bana her bakışında
Göreceksin gözlerimde o billûr billûr işrâbı

Yorumlar (2) »

Odamda Yalnız Ben

Bir bayram sabahı.Boğaza karşı oturuyorum. Yanımda sevdiğim, masamda ise dostlarım var. Birkaç tanesi de akrabam sanırım.Koyu bir sohbet başlamış. Eski günler konuşuluyor. Bir iki de espri patlıyor, işte şimdi tam oluyor. Kahkahalar, gülümsemeler, heyecandan çay döküşler, bir bez bulmaya çalışanlar, olmadı olmadı deyip lavaboya doğru yol alanlar ve onlarla beraber giden bir iki kişi.

 

Sessizlik.
Masamda birkaç kişi kalıyor. Biraz önceki çay dökme seansından sonra yüzlerde kalan tatlı bir tebessüm. Yeni doldurulmuş çayımdan yudumluyorum. Allah’ım, bugün bu çaya ne olmuş böyle! Hep bu kadar güzel miydi? Bayramdan olacak kanaatimce. Bardağı yerine bırakıyorum. Yanımda duran o eşsiz güzellikteki bayana bakıyorum. Bûseli bir gülüşün içinde gözleri parlıyor. Gamzesi de ayrı bir hava katıyor ona. Baktığımı fark etmiş olmalı ki, yüzünü bana dönüyor. Gözü gözüme deyiyor. Gözü gözümün içinde kayboluyor. Ben de gözlerinin içinde kayboluyorum. Bir güzellik de burada. Yemyeşil.

Elimi eline doğru yaklaştırıyorum usulca. O benden önce davranıyor, bileğimden narin elleriyle tutuyor. Uyanıyorum.

Karanlık. Odamdayım. Her zamanki gibi yatağımın içine girmeden kıvrılmış, uyuyakalmışım. Rüya tesiri olacak, hâlâ yüzümde bir tebessüm. Fakat, fakat şimdi fark ediyorum. Bileğimden tutanın o dünyalar güzelinin değil yalnızlığın olduğunu. Yüzümdeki tebessüm bir anda siliniyor. Ve gözlerimden iki damla yalnızlık boşanıyor.

Yorumlar (3) »

Affet Yâ Sultanım

 

Tarih, insanın kendini bilmesi içindir.

R.G. Collingwood

Ah sultanım, bilemedik kıymetini.

Bilemedik bize bıraktığın o kıymetli hazinelerin değerlerini.

Bilemedik sendeki o mükemmeliyeti.

Aksine nankörlük ettik.

Hep kötü andık seni. Geçmişimize hakaretler savurduk.

Anlamadık. Aslında kendimize zulmettik…

 

Ah sultanım ah!

Şimdi görsen şu halimizi, bize bırakmadan, gözünü dahi kırpmadan yok ederdin hazineni.

Kimseye bırakmazdın. Hem de hiç kimseye…

 

Geçmişe yöneldiğimizde senin o yanlışlarını (ya da yanlış olarak kabul ettirdiklerini) görmekten, üç kıtayı birden sallayan adaletini, hoşgörünü, cesaretini göremez olduk.

Seni susturmaya çalışanlara kulak verip sana kulağımızı tıkadık.

Hiç yetmezmiş gibi bir de, ruhunu yaşatmaya çalışanları da geldik biz susturduk.

Ata yadigârı olarak hep hurafeleri kabul ettik.

Bizi affedebilecek misin?

 

Sana soruyorum ey Osman Gazi ey Çelebi Mehmed, ey Fatih, ey Yavuz, ey Kanûnî, ey Abdülhamit, ey Osmanlı…

Affedebilecek misin bizim gibi nankör bir milleti.

Biliyorum etmeyeceksin…

Haklısın.

Neler etmedik ki senin ruhuna.

İslâm’ı aldık lâikliğe gömdük.

Halifeliği çöpe attık.

Pan-İslâmizm’ aklımızın en ücra köşesine bile getirmedik.

Haklısın.

Çok şey ettik sana…

 

Damarlarım sızlıyor, Türklük damarlarım.

Aynı milletten olmamıza rağmen bu uçurumu düşündükçe.

Özür dilerim sultanım. Hem de çok özür dilerim.

 

Hayır, hayır. “Geçmiş yabancı bir ülkedir.[1]” görüşüne katılmıyorum.

Biliyorum. “Artık çok geç” de değil.

Bir şeyler elbet yapabilirim.

Çünkü ruhuma ruhun işledi. Bunu yaşatacağıma söz veriyorum.

Ruhum bu bedenden çıkana kadar, benimlesin…

 

Olacak bu iş, olacak bu öz tarihime dönüş…


[1] David Lowenthal

Yorumlar (1) »