Güneş batarken Kur’an sesleri dağılıyordu semaya yakupağa’dan. Rahmet damlaları damlıyordu avluya. Furkan bitti, el-fatiha…
Oturduğum bank var bir elli yıllık. Ayaklarımın altında küçük bir şehir. Karşımda saat kulesi. Selamun aleyküm. Yanıma yetmişlerinde bir amca oturuyor. Aleyküm selam. Hoş ki, rüzgâr esintisi eşliğinde bir sessizlik. Amcam dertli. Başlıyor anlatmaya. İsmini pek de anlamadığım bir yerden göçmüş buralara. Oğullarının yanına. Karısı ölünce. Diyor köy hayatı zordu be oğul tek başına, ben de göçtüm oğullarımın yanına. Biri okudu bitirdi okulu, aldı memuriyetini diyor. Amcam dertli. Üniversite okumak da yetmiyor, bir yerden tanıdık lazım diyor. Üzülüyorum üzüntüsüne.
Akşamın soğuğu yavaş yavaş çöküyor yakupağa’ya. Açık kollarım dikenleniyor. Ürperiyorum ecdad mezarları yanında. Hah çaylar da geldi. Bir of çekiyor amcam sonra götürüyor incebelliyi ağzına. İçi ısınmış olacak ki yüzüne bir tebessüm geliyor. Diyor evlad sen ne yaparsın. Okurum amcam. Hafız mısın. Yok amcam. Başım öne eğiliyor. En azından amcayı mutlu edemedik, kendimi zaten geçtim.
Allahu ekber Allahu ekber. Ya Rabbim, sen en büyüksün…
Güneş ışıkları şehri terkederken avludaki cemaat yavaş yavaş giriyor içeri. Son yudumu da döküveriyorum içime. Hadi amcam gidelim, Allah huzuruna bekliyor.
Kastamonu