Tarih, insanın kendini bilmesi içindir.
R.G. Collingwood
Ah sultanım, bilemedik kıymetini.
Bilemedik bize bıraktığın o kıymetli hazinelerin değerlerini.
Bilemedik sendeki o mükemmeliyeti.
Aksine nankörlük ettik.
Hep kötü andık seni. Geçmişimize hakaretler savurduk.
Anlamadık. Aslında kendimize zulmettik…
Ah sultanım ah!
Şimdi görsen şu halimizi, bize bırakmadan, gözünü dahi kırpmadan yok ederdin hazineni.
Kimseye bırakmazdın. Hem de hiç kimseye…
Geçmişe yöneldiğimizde senin o yanlışlarını (ya da yanlış olarak kabul ettirdiklerini) görmekten, üç kıtayı birden sallayan adaletini, hoşgörünü, cesaretini göremez olduk.
Seni susturmaya çalışanlara kulak verip sana kulağımızı tıkadık.
Hiç yetmezmiş gibi bir de, ruhunu yaşatmaya çalışanları da geldik biz susturduk.
Ata yadigârı olarak hep hurafeleri kabul ettik.
Bizi affedebilecek misin?
Sana soruyorum ey Osman Gazi ey Çelebi Mehmed, ey Fatih, ey Yavuz, ey Kanûnî, ey Abdülhamit, ey Osmanlı…
Affedebilecek misin bizim gibi nankör bir milleti.
Biliyorum etmeyeceksin…
Haklısın.
Neler etmedik ki senin ruhuna.
İslâm’ı aldık lâikliğe gömdük.
Halifeliği çöpe attık.
Pan-İslâmizm’ aklımızın en ücra köşesine bile getirmedik.
Haklısın.
Çok şey ettik sana…
Damarlarım sızlıyor, Türklük damarlarım.
Aynı milletten olmamıza rağmen bu uçurumu düşündükçe.
Özür dilerim sultanım. Hem de çok özür dilerim.
Hayır, hayır. “Geçmiş yabancı bir ülkedir.[1]” görüşüne katılmıyorum.
Biliyorum. “Artık çok geç” de değil.
Bir şeyler elbet yapabilirim.
Çünkü ruhuma ruhun işledi. Bunu yaşatacağıma söz veriyorum.
Ruhum bu bedenden çıkana kadar, benimlesin…
Olacak bu iş, olacak bu öz tarihime dönüş…
[1] David Lowenthal
zemboo demiş,
Mart 26, 2007 @ 12:09 pm
Sen aşık mı oldun? Allah aşkını kabul etsin…
Aşk harmanda savruldum
hem elendim hem yuğruldum
kazana girdim kavruldum
meydana ölmeye geldim